Hayat Amacını Keşfetmek

“İnsanların bu dünyadaki hayat amacı nedir?” Özelikle sosyal medyanın giderek gelişmesi ve yaygınlaşmasıyla bu cümleyi sıkça duyar ve görür olduk. Gerçekten de denildiği gibi, herkes bir amaç için mi dünyaya gelir? O amacın ne olduğunu keşfetmek ve onu gerçekleştirmek için mi yaşar? Bence hayat amacını keşfetmek de en az onu gerçeğe dönüştürmek kadar zor. İnsan bunu nasıl anlar ki? Nasıl emin olur? (Kafamda deli sorular 🤔)

Yaşamak, çok çetrefilli bir mesele. Bir nevi yetenek belki de. Hem kolay hem zor. Ve çeşitli sorumluluklarla örülü. Günlük hayattaki sorumlulukların yanı sıra bir de bu tarz tinsel sorumluluklarımız var.

Bu hayat yolculuğunda hep “en iyi” olmamız bekleniyor toplumsal sistem tarafından. Hayat amacını çoktan bulmuş, iş ve partner seçimlerinde hedefi on ikiden vurmuş, sosyal hayatta oldukça başarılı, çevresine karşı duyarlı, sağduyulu, yardımsever vs. Her bakımdan tam bir mükemmellik abidesi adeta. Ancak bu ne kadar gerçekçi ki? Hele ki işin içine, insani duygular, zaaflar, kusurlar, çelişkiler vs girince. Bence hayat en iyi olmak için çok kısa. Benim bu konudaki kriterim, içinde yaşamaktan keyif alacağım kendi hayat tarzımı saptamak. Doğrularım ve eğrilerimle, yetersizliklerim ve fazlalıklarımla, kendi mutluluk anlayışım ekseninde bir hayat yaşamak ve  her şeye rağmen bildiğim yoldan şaşmamak.

Hedef, bu gemiden mutlu inmek ise; süreç içerisinde karşılaşılacak tüm zorlukları aşmak kendimize borçlu olduğumuz en yüce sorumluluk. Hayat telaşından çoğu zaman aklımıza dahi gelmese de işin sonunda her şeyin belirleyicisi, ne kadar mutlu olduğumuz oluyor. O yüzden her şeyden önce mutlu olmak için uğraş vermeliyiz.

Reklamlar

Eşit Bir İlişki Mümkün mü?

Toplum sistemi içerisinde her birimiz çeşitli roller üstleniyoruz. İş yaşamında ayrı, sosyal yaşantıda ayrı, partner ilişkisinde ise; apayrı rollerimiz var. Gündelik yaşantıda çok farkında olmasak da, bu birbirinden çok farklı rolleri dengeli bir şekilde yerine getirmeye çalışıyoruz. Ve gitgide bu durum, bizim rutinimize dönüşüyor. Bu rollerden belki de en önemlisi partner ilişkisi. Çünkü; bu ilişki biçiminin esasları aslında tüm hayatı domine eden bir işlev görüyor.

Özellikle bizim gibi toplumlarda, partner ilişkisi toplumsal cinsiyet kalıpları doğrultusunda şekillenmektedir. Toplumun kadına ve erkeğe biçtiği roller birbirinden tamamen farklıdır. Özellikle toplumun yapıtaşı konumunda bulunan aile kurumu kadınlara; annelik, ev kadınlığı, eşlik rolleri başta gelmek üzere birçok rolü dayatır âdeta. Ve zaman içinde kadınların kendilerini yalnızca bu roller üzerinden tanımlamaları sağlanarak bireysel yönler yok edilmeye çalışılmış ve çoğu zaman başarılmıştır da.

Değişen modern dünyada, bu algı -yavaş da olsa- kırılıyor ve yer yer kendi içerisinde farklı bir aşamaya evriliyor. Artık bütün kalıplaşmış ve aslında ķöhneleşmiş olan bu ezberler yeni baştan tanımlanıyor. Çünkü; yeni dünya düzeni, yeni söylemlerle inşa edilmeli. Manevi değişim, baş döndürücü bir hızla gerçekleşen maddi (bilhassa teknolojik) değişime er ya da geç ayak uydurmalıdır artık, geldiğimiz bu noktada.

Yeni dünya modelinin insanlara zorunlu kıldığı konuların başında, eşit bir ilişki anlayışı geliyor. Bu anlayış; hayatı eşit bir şekilde paylaşmayı, en azından bunun için istekli olmayı ve çaba göstermeyi içeriyor. Ve özellikle bizim gibi geleneksel yönleri ağır basan toplumları dönüştürecek olan da, bu çaba olacak. İkili ilişkiler bir mücadele alanı değil; o yüzden hayattan birlikte keyif almaya, iki farkĺı bakış açısını ortak bir noktada buluşturarak ortak bir dünya yaratmaya odaklanılmalı. Huzurlu ve aşk dolu bir yaşamın anahtarı belki de burada saklıdır, kim bilir.

Hayaller&Hayatlar

Hayaller kurmayı hepimiz severiz. Ve kurduğumuz hayallerin gerçek olmasını isteriz. Sosyal medya kanalları vasıtasıyla da “hayal kurmak“, “hayalleri gerçekleştirmek için çalışmak” vs. gibi konular daha görünür bir hale geldi. Neredeyse her gün, özellikle instagram gibi görselliğin ön planda olduğu aplikasyonlarda bu konuya yönelik bir içeriğe rastlamak mümkün. Peki, hayaller gerçeğe dönüştürülebilir mi? Yoksa bu da diğer pazarlama stratejileri gibi bir kandırmacadan mı ibaret?

Ben hayallerin gerçek olabileceğini düşünenlerdenim. Pablo Picasso demiş ya, “hayal edebildiğiniz her şey gerçektir.” diye. Ben bu söze inanmayı seçiyorum sanırım. Bir de, ‘neden olmasın?‘ Hayal edebiliyorsak, gerçekleştirebiliriz de pekala. Başka bir şekilde söylemek gerekirse, eğer hayal etme kapasitemiz varsa, o hayalleri gerçeğe dönüştürme kapasitemiz de vardır. Şöyle bir düşünürsek; etrafımızda hayatımızı kolaylaştıran her şey de bir hayalle başlamadı mı? Bu konuya ilişkin George Bernard Shaw’ın çok yerinde bir tespiti var: “Hayal etmek yaratmanın başlangıcıdır. Arzuladığını hayal edersin, hayal ettiğini istersin ve sonunda istediğini alırsın.” Dünyanın gidişatını değiştiren mucitleri ve yaptıkları icatları düşününce ne kadar doğru bir söz değil mi? Hayat, uzun bir maraton. Hayal kurmak da, bu maratonda en büyük yaşam motivasyonu, temel manevî ihtiyaç.
Peki, “ya gerçek hayat” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, hayallerin yanında bir de hayatın gerçekleri var. Ve belki de, asıl belirleyici olan da bu. Ama bence tek başına gerçekler hiçbir zaman yeterli değil. Hayat, hayaller ve gerçeklerin ortak çalışmasının bir ürünü. Gerçekler ön planda görünebilir ancak bu durum, hayallerin değerini azaltamaz.

Velhasılı kelam sevgili okur, hayallerinizi hafife almayın, en ütopik olanlarını bile. Hangisinin gerçek olacağını bilemezsiniz. Ve hayal kurmaktan vazgeçmeyin. Unutmayın ki, onlar bizim en büyük gücümüz.

Yürüyüş: Büyülü Bir Yolculuk

Doğa yürüyüşlerini sever misiniz? Ben çok seviyorum. Ruha ve bedene o kadar iyi geliyor ki. Ayrıca başka faydaları da var. Mesela; yürüyüş yaparken insan bol bol düşünme imkanı buluyor, özellikle tek başına ve kuş sesleri eşliğinde yapıldığında.

Dünya üzerindeki diğer tüm canlılar gibi biz de doğanın bir parçasıyız. Bu nedenle, doğaya döndüğümüzde aslında özümüze de dönüyoruz. Benliğimizi, kim olduğumuzu ya da olmadığımızı keşfediyoruz. Adımlarımız aynı zamanda, kendimize giden yola da ulaştırıyor bizi. Hayatta hiçbir şeyin tek bir anlamı yok; görünenin ötesinde, başka anlamlar da barındırıyor içinde.

Hayat; her yeni günde, yeni bir yönünü keşfettiğimiz büyülü bir yolculuk. Bu yolculuğa eşlik eden her şey – soyut veya somut- çok kıymetli, bunu unutmamak gerekiyor galiba hiçbir zaman.

Bu güzel göl manzarasını da yaptığım yürüyüşlerden birinde çekmiştim. O kadar huzurlu ki… Yürüyüşün bir diğer faydası da, fotoğrafçılık becerilerini geliştirmesi sanırım ve bu hiç de fena bir şey değil 🙂

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla